B E R İ L
Yıllardır böyle olsun diye mi çabalamıştı? Bütün uğraşları bu günler için miydi? O kadar eziyetle büyüttüğü, yemeyip yedirdiği, içmeyip içirdiği, hasta olduğunda sabahlara kadar başında beklediği, göz bebeği, biricik oğlu bunları başına getirsin diye mi? Hırsla çekiştirip silkeledi onca ay el emeği, göz nuruyla ördüğü dantelleri, sonra yeniden yerlerine serdi. Elektrik süpürgesinin düğmesine bastı, hızlı hareketlerle süpürmeye başladı misafir odasının halısını, koltukları ayaklarıyla iterek altlarını süpürdü, sehpayı iterken devirdi, söylene söylene kaldırıp altını bir daha, bir daha süpürdü. Halıda tek bir toz tanesi kalmadığına kanaat getirene, halı pırıl pırıl parlayana kadar süpürdü. Başına ev işi yaparken taktığı tülbendin ucuyla alnındaki terleri silerken süpürgeyi durdurdu. En yakınındaki koltuğa adeta çöktü. Biraz soluklanırken daldı gitti anılara.
Kendisinin ilk istendiği günü hatırladı. Nasıl da heyecanlıydı. Eli ayağına dolaşıyordu. Kemal'in (Yani şimdiki 30 yıllık kocasının) annesi bir kına gecesinde görmüş kendisini, beğenmiş, sormuş soruşturmuş, ailesinin durumunu öğrenmiş ve istemeye karar vermişler. Tabii karar verirler, o zamanın Devlet Demir Yolları Muhasebe Şefi'nin kızı, 18 yaşını henüz doldurmuş, üstelik eline erkek eli değmemiş, becerikli, hamarat, güzel, tabii isterler. Tamam şimdi kendisi bu kadarını beklemiyor. Zaman değişti, nerede o eski yüzüne bakınca yüzü kızaran kızlar, şimdi kızlar okuyor, çalışıyorlar. Kız erkek hep bir aradalar. Kendisi gibi olmasını beklemiyordu ama bu kadarı da fazla, oğluna büyü mü yapıldı ne? Ah yaptırmıştır, kesin büyü yaptırmıştır, yoksa bu kadar kararmazdı gözü. Kayınvalidesi kendisini beğendikten sonra komşulara duyurulmuştu mesele. Kemal'i ilk kez kapı komşuları Hacer Teyze göstermişti kendisine, o kına gecesinden iki gün sonra yapılan düğünde. Teğmen üniformaları içindeydi Kemal o gece. Biraz çekinerek kaçamakkaçamak inceleyip beğenmişti Nuran'da onu. Hatta bir keresinde gözleri karşılaşmıştı da, eli ayağı birbirine karışmıştı Nuran'ın. "Ahh, ah eskiden böyleydi işte. Nerde şimdi böyle erdemli duygular, şimdi tanışır tanışmaz akılları fikirleri ......... Neyse günahlarını almayayım." diye atmaya çalıştı bu düşünceleri kafasından. Yoksa biliyordu gene elinin ayağının titremeye başlayacağını. Ah, nereden başına gelmişti, neden onun gibi bir insanı bulmuştu bu felaket. Kemal'i görüp beğendikten sonra Hacer Teyze'ye söylemişti. Sonrası hızlı gelişti zaten. Durum ailesine bildirildi. Babası ve amcaları erkek tarafını araştırdılar. Herkes uygun bulunca da istemeye gelindi. Nasıl da heyecanlanmıştı o gece. Soğuk soğuk terlemişti mutfakta. Kahve ikram edilene kadar çıkamamıştı yanlarına, sonra elleri titreyerek kahveleri ikram etmiş, yüzlerine hiç ama hiç bakamamıştı. Ah, Murat ah, istemezmiydi biricik Murat'ına böyle kız istemeyi. Hadi tam böyle olmasa bile buna benzer birşeyler olamazmıydı?
Anılara dalıp gitmiş olan gözleri duvardaki saate takıldı birden. Telaşla fırladı koltuktan, neredeyse akşam oluyordu ve kendisi hala misafir odasında oyalanıyordu. Acele etmezse hiç bir işi yetiştiremeyecekti. Neyse ki zeytinyağlıları bir gün önceden hazırlamıştı. Bugün temizlikten sonra sadece böreği fırına sürüp salata hazırlayacaktı. Murat'ının çok sevdiği beşamel soslu tavuk ta hazırdı. İçi rahatlar gibi oldu biraz. "Kadın nasıl olurmuş görsünler, kadın dediğin temizliğinden, yemeğinden, hazırladığı sofradan belli olur. Erkeğine, çocuğuna gösterdiği özenden belli olur, nereden hazırlayacak böyle sofraları o Beril'midir, nedir o kadın? Bütün gün dışardaymış zaten. Murat'ım görsün bu sofrayı da, dank eder belki kafasına o zaman." diye düşündü düşmanca. Hiç rahatsızlık duymadı bu düşüncelerinden, haklıydı çünkü.
Bütün hazırlıkların tamamlandığına kanaat getirdiğinde saat tam yedi olmuştu. Sofra hazırdı, kendisi hazırdı. Ne çok şık, ne de sade giyinmişti. Kendisine çok yakıştırdığı gece mavisi döpiyesi vardı üzerinde, tam gözlerinin renginde. O kadına değildi hazırlığı, biricik oğlunaydı elbette ama o kadın da görecekti kendisinin ne mükemmel olduğunu bu arada.
"Onun gözleri ne renk acaba? " diye düşündü. Bir zamanlar bir yerlerden erkeklerin kendi annelerine benzeyen kızları beğendiklerini duymuştu. Oğlu, kendisine benzettiği için mi sevmişti yoksa o kadını. Ya hiç benzemiyorsa? İçi buruldu gene. "Boşver" dedi içinden, "Beğendi ki aldı. Hemde bizlere hiç sormadan, danışmadan. "Gelin görün", "Gidin isteyin" demeden kendi bildiğini okudu. Neydi o günkü hali? Buraya gelip, karşımıza oturup, fütursuzca, "Evlenmeye karar verdik" demesi. "Eee, zaten bize söylenecek laf bırakmadın ki oğlum." dedi Kemal'de hemen. Baba olup bir sert çıkamadı oğluna. 30 yaşında adam diyor bir de bana. Kaç yaşında olursa olsun, senin oğlun o. BElki de snin o lafından cesaret aldı. Bunları düşünürken bile biliyordu öyle olmadığını. Kemal ne demiş olursa olsun oğlunun o kadınla evleneceğini. Gücüne hayran kalmışmış kadının, yaşadığı onca olaydan sonra dimdik ayakta kalabilmesine ve yeniden başlamaya cesaret edebilmesine. Buna benzer kocaman kocaman laflar edip durmuştu oğlu gece boyu. Ne kadar süslü laflar ederse etsin, tek anlamı vardı Nuran'a göre bütün bunların: KADIN DULDU VE ÜSTELİK BİR DE COCUĞU VARDI. Ahh, ah nasıl da bağlamıştı bekar oğlanı kendine. Ne numaralar yapmıştı kimbilir. Yapmıştı ki oğlu o lafları edip duruyordu. Nuran ağlamış durmuştu o gece ama oğlu hiç insafa gelecek gibi değildi. Sonra da hep burnunun dikine gitti zaten. Ne annesinin darılmasına aldırdı, ne görüşmemeye.
Kemal desen, O'da ayrı bir alem. Engellemek için en ufak bir şey yapmadı. Hatta Nuran'a öyle geldi ki, arkaladı bile Murat'ı. Sessizce destekledi sanki. Hangi birine daha çok öfkeleneceğini bilemiyordu Nuran Hanım. Nikahlarına gitmedi. Kemal'ide göndermedi. Üç aydır oğluyla görüşmüyorlardı. Karısıyla tanışmayı zaten en baştan reddetmişti. Ama oğlundan vazgeçemeyeceğine göre, eninde sonunda tanışmak zorundaydı Beril ile. Onun adını bile mecbur kalmadıkça kullanmak istemiyordu. Kemal tepkilerini çok aşırı buluyordu ama kendisi kendisine çok ama çok hak veriyordu.
Saat 8:00'den önce orada olamayacaklarını söylemişti Murat. Beril ancak 7:30'da evde olabiliyormuş. "Ancak o saatte evde olabilen bir kadın nasıl hazırlar akşam yemeğini? "Bende çalışıyorum deyip hazır birşeyler yediriyordur oğluna kesinlikle. Şu yeni donmuş yiyeceklerden yiyorlardır herhalde. Kendi çocuğuna nasıl bakıyor ki bu şartlarda? Kocasına, çocuğuna doğru dürüst yemek bile hazırlayamayan kadın ne kadar iyi bir eş olabilir ki? Amaaan, belki de buluyordur bir yolunu, aç kalmıyorlar ya." diye düşündü Nuran. Belki Murat'da yardım ediyordur kıymetli karısına. "Ben ona hiç iş yaptırmazdım ama el kızı düşünür mü hiç oğlumu benim gibi. Oh olsun, kendi düşen ağlamaz."
Ah, istediği gibi bir gelini olsaydı böyle hırslanmazdı elbette. Kendisi de destek olmaya çalışırdı onlara. Öz torunu olsaydı seve seve bakardı. Zaten oldum olası "KAYNANA" sıfatına sinirlenirdi. Hep bir anne gibi olmayı düşlemişti gelinine. Fakat bu durumda bunu nasıl yapabilirdi ki? Beril'de kimbilir ne hislerle geliyordu buraya. Murat zorlamıştı muhtemelen. Beril'de "Benim nikahıma gelmeyenin evine götürüyorsun beni." diye diye geliyordu herhalde.Ya bir de kendi haline bakmadan Nuran'a surat etmeye kalkarsa ne olacaktı? "Neyse, hele bir gelsinler." diye soru işaretlerini savuşturmaya çalıştı Nuran.
Kapı çalınınca sıçradı. Hızlı hızlı giderek açtı kapıyı. Gelen Kemal'di. "Geldiler mi, geç kalmadım ya?" diye sordu. "Yok." dedi Nuran. "Hem sen nerelerdesin. Ya gelmiş olsalardı. Tek başıma bıraktın beni! "
- Hanım gelenler oğlunla gelinin. Ne demek tek başına olmak. Kavgaya gelmiyorlar ya, ziyarete geliyorlar. Alırdın içeriye, siz sohbet ederken ben gelirdim. Ne olacak. Ne var bunda?
Kocasının vurdumduymazlığına canı iyice sıkılarak içini çekti Nuran ve içeriye yürüdü tek bir söz daha söylemeden. Söylese de söylemese de farketmeyecekti nasıl olsa. Nasıl adamdı bu Yarabbim!
Böreğe bakmaya mutfağa gittiğinde tekrar çalındı kapı. "Kemal açsın." diye düşündü ve çıkmadı mutfaktan. Kemal ikinci çalınışında açtı kapıyı. Hoşgeldiniz'leri, Buyrun'ları duyuyor ama yerinden kıpırdayamıyordu Nuran. Neden sonra Kemal'in "Nuran, çocuklar geldi!" diye seslenişine "Geliyorum! Böreği çıkartıyordum. Kusura bakmayın." diye cevap verdi. Koridor her zamankinden uzun geldi Nuran'a. Koridorun ucunda önce çocuğu, daha doğrusu bebeği gördü. 1,5-2 yaşlarında, sarı saçlı, pek sevimli bir bebek. Bebek'te onu gördü. Bakışları karşılaştı. İri gözleri önce şaşkın baktı bebeğin, sonra güldü, öndeki pek şirin iki dişini ortaya çıkartan bir gülüşle. Nuran gülemedi. "Aman yavrum, Maşallah!" diye dokunamadı bebeğe, sadece ama sadece baktı.
Çok kısa süren bu anı, daha sonra anımsadığında da çok uzun sürmüş gibi gelecekti Nuran'a. Bebek ona bakarken, O kapıya doğru yürüdü. Oğlu, Murat'ıda ona doğru geldi. Murat'la kucaklaşırlarken, Beril'in arkası dönük, portmantoya üzerindekileri asmakta olduğunu farketti. Gözleri dolu dolu, biraz da küskün Murat'ı kucaklarken, Beril'ide inceliyordu. Uzun sarı, bebekle aynı renkte saçları vardı. Orta boylu, ne zayıf, ne şişmandı. O sırada yüzünü döndü Beril ve gözgöze geldiler. Beril'de aynı bebek gibi önce, çok kısacık bir an, dümdüz baktı iri gözleriyle. Ve hemen gülümsedi. Nuran Murat'ı bıraktı. Beril Nuran'a doğru yürüdü. Nuran'da ona doğru. Nuran "Hoşgeldiniz." dedi kibarca. Beril "Hoşbulduk" derken daha da ışıldadı gülümsemesi yüzünde ve tokalaştılar. Bir an durakladılar. İlk hareket Beril'den geldi ve yanaklarından öptü Nuran'ı. Nuran'da O'nu. Oğlunun aklını başından nasıl aldığı bilmese neredeyse kanı kaynayıverecekti Beril'e Nuran'ın ama onun şeytana bile külahını ters giydirebileceğini biliyordu. Oğlunu da bu gülümsemesiyle büyülemişti herhalde. Nereden bilecekti Murat'ın Beril hüngür hüngür ağlarken onunla karşılaştığını.
Sıradan bir ev ziyaretiymişcesine geçtiler misafir odasına. Nuran odaya şöyle bir göz atınca, tertemiz, düzenli odadan ve mükemmel bir şekilde hazırlanmış sofradan gurur duydu ve oğlunun yüzüne baktı gayriihtiyari. Onun da bütün bunları farketmiş olmasını dileyerek. Fakat Murat sofrayla değil, bebekle ilgileniyordu. Hem de başkasının olan bebekle. İçi tekrar buruldu Nuran'ın. Ciddileşti. Düşmanca baktı Beril'e. Bakışları karşılaştı tekrar. Beril'in gözlerinde pek hafif bir hüzün vardı şimdi.
Kemal olan bitenden tamamıyla habersiz görünüyor ve sanki dünyanın en normal ziyaretiymişcesine sofraya buyur ediyordu onları. Murat'la Beril bebeği ortalarına oturtarak yerleştiler sofraya. İkisi beraber doyurdular bebeği. Havadan sudan konuşarak ve mümkün olduğunca gözgöze gelmekten kaçınarak, herkes yemeğini yedi. Hepsi Nuran Hanımın aşçılığını kendi tarzında övdü. Nuran öyle gergindi ki, bu övgülere cevap bile veremedi. Kemal hep ortamı yumuşatma çabası içinde bazen komik duruma bile düşüyordu. Murat zaman zaman babasına katılıyordu ama O aynı çabayı göstermiyordu doğrusu. Beril gerginse bile bunu hiç belli etmiyor, yumuşacık bir ses tonuyla bebekle konuşuyor, arada Kemal ve Murat'ada cevap veriyordu. Nuran Hanım'lada konuşuyordu ama Nuran ona üstünkörü cevaplar veriyordu. Bebek ve Beril'i görmezden geliyordu sanki. En çok da Murat'ın kendisine özel bir ilgi göstermiyor oluşuna sinirleniyordu. Murat eskiden beri böyleydi ama hiç olmazsa bu kadının yanında anacığına biraz daha sevecen davranamaz mıydı?
Sofra toplanırken Beril'de yardım etmek istedi. Asıl Murat yardım etsin isterdi Nuran. Karısına nasıl yardım ediyorsa, anasına da etsin. O sırada Murat'da kalktı. Üçü sofrayı toplarlarken, Kemal bebekle oynamaya başladı. Hem de "Gelsin bakalım bu güzel oğlan dedesine. Hani dede?" diyerek. Nuran artık ağlamaklı olmuştu. Burnundan soluyor ve kendine zor hakim oluyordu. "Keşke gelmeselerdi." diye geçirdi içinden, "Keşke hiç görüşmeseydik."
Mutfakta bir ara yalnız kaldıklarında Beril hafifçe koluna dokunarak "Hislerinizi çok iyi anlıyorum." dedi Nuran'a. Nuran irkildi. Kolunu çekmek amacıyla buzdolabına uzandı hemen. Beril gülümsedi ve elini aşağıya indirdi. Nuran utandı bir an ve ne diyeceğini hiç ama hiç bilemedi.
"Bende anneyim." dedi Beril,
"Bende oğlum için daima en iyisini istiyorum. Buna da hakkım olduğunu sanıyorum. Ama bazen benim iyilerimle, onun iyileri birbirinden farklı olabilir. Ve belki benim onun için iyi olacağını zannettiğim şey aslında sadece benim için iyidir."
(TÜM ANNELERE...)